14 Aralık 2014 Pazar

EZİLEN ÇİMENLER DEĞİL, DİRENEN KARINCALAR OLACAĞIZ…


Twitter fenomeni @fuatavni’nin “deşifre ediyorum” dediği paralel operasyonu, 14 Aralık Pazar günü gerçekleşti.  Dün kol kola yürüyen, birçok operasyonu birlikte yürüten AKP ve cemaat bu gün iki düşman olmuş durumda. 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla başlayan bu düşmanlaşma süreci, bu gün itibariyle yeni bir boyut kazandı. Cemaatin gazetesi Zaman’ın genel yayın yönetmeni ve televizyonu Samanyolu’nun yöneticisi de gözaltına alındı.

Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem DUMANLI, gözaltına alınmadan önce yaptığı basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a seslenerek, şöyle diyordu; “ 10 yıl boyunca sizlerle dünyanın dört bir tarafına gittim, yan yana olduk, röportajlar yaptık. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini öyle mi ele geçirmeye çalıştım?"

Açıklama tanıdık gelmiştir. Cemaatle AKP’nin arası ilk olarak dershanelerin kapatılması meselesiyle açılmıştı, işte o günlerde dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN çok konuşulacak bir açıklama yaparak, cemaati kastederek şöyle demişti; “ne istediniz de vermedik”. Ama bu açıklamanın devamını getirmedi, cemaat ne istemişti de Recep Tayyip ERDOĞAN her istediklerini yapmıştı. Bunları öğrenemedik tabi.

Ekrem DUMANLI ve Recep Tayyip ERDOĞAN’ın bu açıklamalarını yan yana koyunca, suç ortaklığı aleni şekilde ortaya çıkıyor. Cemaat ve AKP on iki yıl boyunca kol kola yürüdü ve her şeyi birlikte yaptılar. Cemaatin AKP hakkında söyledikleri, AKP’nin de cemaat hakkında söylediği her şey doğru. AKP, on iki yıl boyunca, cemaatin devletin içinde özelliklede yargı ve emniyet içinde örgütlenmesine müsaade etti. Yargı ve emniyette örgütlenen cemaat eliyle Ergenekon, Balyoz ve KCK operasyonları ve davaları yürütüldü. Bu günlerde Hrant Dink cinayetini bütünüyle cemaate yıkmaya çalışan AKP iktidarı, o günlerde cinayette ihmali ve sorumluluğu olan içinde cemaatçilerinde olduğu tüm kamu görevlilerine kol kanat germişti.  Cemaat de tüm bu yıllar boyunca AKP’nin iktidarlaşması uğruna, elindeki basın gücünü de kullanarak, algı operasyonlarını yürütmüştü. AKP’ye dönük her türlü muhalefeti, darbecilikle yaftalamayı marifet haline getirmişti. TEKEL Direnişinden Gezi Direnişine kadar her hareket, marjinallikle, kökü dışarıda olmakla yaftalanıyordu.

Gün geldi devran döndü, ortaklık bozuldu. AKP artık tek güç olmak için düğmeye basınca, cemaatte kolay lokma olmadığını, yıllardır bir örümcek ağı gibi sardığı devlet kurumlarını ve gücünü kolay kaybetmeyeceğini ispatlarcasına, dişini gösterdi. Süreç dershane kriziyle başlayıp 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonuna kadar uzandı. Şimdilik AKP kazandığı seçimlerinde gücüyle hamle üstünlüğünü ele geçirmiş durumda.  Poliste ve yargıda yaptığı hamlelerle cemaati sıkıştırmaya devam ediyor, cemaatte kolay teslim olma niyetinde değil.

Savaş tüm hızıyla devam ediyor, bu savaştan her iki tarafın iddia ettiği gibi, bir demokratikleşme çıkmayacak. Çünkü iki tarafta bir demokrasi savaşı vermiyor, saray kavgası yürütüyor. Recep Tayyip ERDOĞAN KaçAK sarayında tüm yetkileri elinde toplayacağı bir diktatörlüğe dönüştürmeye uğraşırken, cemaat de devletin içinde örgütlediği gücünü kaybetmemenin gayretinde. Bu saray kavgasının kazananı halk olmayacak.

Tepede filler tepişmeye devam ediyor ama biz altta ezilen çimenler olmayacağız. Tam tersine fillere direnen karıncalar olacağız. Yaşar Kemal’in “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” romanında olduğu gibi. “Filler Sultanı gücüne güvenerek, karıncalara savaş açar. Haklı ya da haksız olmak, onun için önemli değildir. Gücünü, kendinden milyonlarca kez küçük karıncalar üzerinde, denemektir niyeti. Ancak karıncalar birleşir ve haksızlığa boyun eğmeden fillerin sultanlığını devirirler.”

Şimdi biz de küçük karıncalar gibi birleşerek ve Haziran isyanından aldığımız güçle kurulmak istenen diktatörlük düzenine karşı, gerçek bir halk muhalefetini yaratacağız. Tapelerle, gizli dinlemelerle değil, halkın coşkun akan seliyle bu zalim düzeni alaşağı ederek, halkın iktidarını yaratacağız.