31 Mayıs 2024 Cuma

NURHAK - METİN LOKUMCU VE GEZİ

 Metin Lokumcu 13 yıl önce bugün Hopa'da polisin gaz bombalı saldırısında öldürüldü. Metin öğretmen Karadeniz'in doğasının HES'lerle talanına karşı direniyordu. O gün Erdoğan Hopa'ya gelecekti, kitlesel bir protesto yaşanıyordu, devlet tüm gücüyle protestoculara saldırdı ve Metin öğretmen hayatını kaybetti. Erdoğan’ın Metin Lokumcu'ya kini hiç bitmedi, " Eşkiya bugün Hopa'ya inmiş" dedi miting meydanlarında Metin öğretmeni yuhalattı, canlı yayında Metin Lokumcu'nun akrabası da olan Ruşen Çakır konuyu açıp " ama öldü efendim " dediğinde ruhsuz şekilde verdiği " bilmem" cevabı halen hafızalarda.

Metin Lokumcu’nun ölümünün ardından açılan dava halen sonuçlanmadı, sorumlular hesap vermedi, adalet yerini bulmuş değil, bulacağa da benzemiyor. Devletin ve mahkemelerin bu tarz davalardaki tutumumu hepimizin malumu.

Metin öğretmenin ölümden iki yıl sonrada Gezi isyanı yaşandı ne tesadüftür ki Gezi isyanı da bir doğa ve yaşam alanı savunusundan başladı. Aslında bu tesadüf bile Gezi için “kendiliğinden gelişen bir harekettir” diyenlere en güzel yanıttır. Gezi isyanı kendiliğinden olmamıştır, onun arkasında bir mücadele sürekliliği vardır. Üniversite öğrencilerinin parasız eğitim mücadelesinden, kadınların hakları ve hayatları için verdiği mücadeleden, TEKEL işçilerinin çadır direnişinden, 1 Mayıs’ı Taksim inadından, dereleri ve doğaları için direnen köylülerden alınan güçle patlamıştır Gezi isyanı.

İktidar cenahı sürekli Gezi isyanın arkasında sürekli “ dış güçler” arıyor. Aramasına gerek yok Gezi’nin arkasındaki asıl güç yukarıda saydıklarımdır, yani öğrenciler, kadınlar, köylüler, işçiler kısacası Gezi’nin arkasında koca bir halk vardı. İktidarın ve Erdoğan’ın bitmeyen Gezi korkusu da bu gerçeği bilmelerinden. Halkın aynı kararlılık ve birleşik güçle tekrar ayağa kalka bileceğini biliyorlar.

Toplumsal muhalefetse henüz o güçte değil. Maalesef Gezi’den sonra bu mücadele inadı ve kararlılığını kaybettik. Evet halen mücadele edenler var ve etmeye devam ediyoruz ama aynı güçte değiliz. Ama bu kısır döngüyü kıracak güç ve birikim bizde mevcut. Yeter ki içinde bulunduğumuz ataletten silkinip kendimize gelelim. Sandığa sıkışmış muhalefet anlayışından kurtulalım. İktidarı asıl sarsacak gücün sandıkta değil sokak da olduğunu tekrar kavrayalım.

31 Mayıs bizim mücadele tarihimiz için önemli bir gün Metin Lokumcu ve Gezi’yi hatırladıktan sonra Nurhak’ta kaybettiğimiz Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ı saygıyla anıyoruz. 68 Kuşağı ve Türkiye devrimci hareketinin öncü isimlerinden Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Nurhak’ta katledilmesinin üzerinden 53 yıl geçti. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesini önlemek için Malatya Kürecik’te ki Amerikan radar üssüne baskın yapmaya Nurhak’a giden devrimciler, 31 Mayıs 1971’de çıkan çatışmada katledildiler.

Kürecik radar üssü bugün de halen emperyalizmin hizmetinde buradan alınan bilgiler anında Siyonist İsrail rejimine iletiliyor ve hem Siyonist İsrail’in güvenliği sağlanıyor hem de Filistin halkının katliamına yardımcı olunuyor.

İktidar sahipleri emperyalizme ve siyonizme hizmete devam ediyor, bizlerde Nurhak’tan, Gezi’den ve mücadele tarihimizden aldığımız güçle onlara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

  

20 Mayıs 2024 Pazartesi

“ALİ HAKLI AMA MUAVİYE’NİN PİLAVI DAHA YAĞLI”

 

İlknur Altıntaşın “Kabenin Oğlu Ali” romanının üçüncü cildi geçtiğimiz günlerde okurlarıyla buluştu. Tarihsel gerçeklere sadık kalınarak yazılan roman sizi bir çırpıda içine çekiyor hızla sona geliyorsunuz. Tarihi romanları okumanın bir zorluğu var, olayların nasıl sona ereceğini biliyorsunuz ve okurken sürekli acaba bu olay farklı sonuçlansa tarihin akışı nasıl olurdu sorusu kafanızın içinde dönüp duruyor.

Kitabı okudukça bin yıllardır hiçbir şey değişmemiş gibi

Balami'nin Sıffin Savaşı Tasfiri

hissediyorsunuz. Dün S
ıffin’da mızrakların ucuna Kuran sayfalarını asanların yerini bugün seçim meydanlarında ya da ekran karşısında eline Kuran, İncil ve Tevrat alıp insanları manipüle edip kandırmaya çalışanlar aldı. Politikacısından, sanatçısına ve sporcusuna varana kadar herkes bu aldatmanın tadına varmış durumda ve bunu sonuna kadar kullanıyorlar.

Dün kralların, sultanların kirli işlerini gören çıkarcı kurnazlar bugün de hayatımızın içinde. Onca zalimlik yaşanırken haksızlık varken, gerçeğin ve haklının kim olduğunu bilmelerine rağmen “ Ali haklı ama Muaviye’nin pilavı daha yağlı diyerek zalimin sofrasında o yağlı pilavdan iki kaşık daha fazla  yiye bilmek uğruna zalimliğe göz yumanlarla çevrili etrafımız.  

Dinlerin de bir resmi tarihi var, bizim bilmemizi istedikleri kadarını anlatıp hakikati halının altına süpürdükleri bir tarih. Bu tüm dinler için geçerli. Ama konumuz burada dinler tarihi değil.

İlknur Altıntaş'ın Kabe’nin Oğlu Ali üçlemesi bize anlatılan bu resmi din tarihini tamamen olmasa da büyük oranda ters düz ediyor. Egemen sınıfların ihtiyacına göre yalan, tahrifat ve yok saymayla oluşturulmuş bu din tarihini özellikle Dördüncü Halife Ali üzerinden bize gösteriyor.

Ali burada eşitliği, adaleti  ve bilgeliği temsil ediyor, iktidar da kalmak için her yolun mübah olmadığını hak ve adalet ne gerektiriyorsa ona sadık kalan bir figürü görüyoruz. Onun karşısında olanlarsa tam tersi bir durumu görüyoruz, iktidarda kalmak uğruna her şeyi yapan kişiler. Bu kişiler resmi din tarihinin bize kutsal kişiler diye sürekli anlattığı insanlardan oluşuyor. Okudukça insanlara yıllarca adaletin simgesi siye yutturanların aslında adaletsizliğin ana kaynağı olduğunu, adam kayırmacılığı, nepotizmi açıkça görüyoruz. 

Peki yılardır bu hakikatler neden insanlardan gizleniyor çünkü geçmişi istedikleri gibi şekillendirirlerse bugünü ve yarını da aynı şekilde şekillendire bilirler. O yüzden Muaviye hazreti payesi veriyorlar ki bugün ki ve yârinki Muaviyelere de verebilsinler. Muaviye’nin açtığı yoldan kendileri de rahatça yürüyebilsinler.  


O nedenle uydurdukları bu tarihe sımsıkı sarılıyorlar, İlknur Altıntaş arı kovanına çomak sokarak sımsıkı sarıldıkları yalan tarihi ters düz ediyor. Hakikate sahip çıkarak yalanlar ve tahrifatlar üzerine imal edilmiş resmi din tarihini teş
hir ediyor.